"Yeşil bina" kavramını kısaca tanımlar mısınız?
Yeşil binalar, bir başka deyişle çevre dostu binalar çevreye, standart
yollarla inşa edilen binalardan daha az negatif etkileri olan binalar
olarak tanımlanabilir.
İnşaat sırasında hafriyatı minimuma indiren metotlar kullanmak ve inşaat
artıklarını tekrar kullanılacak şekilde planlanmak bu binaları yaparken
göz önüne alınan öncelikler. Amaç; mümkün olduğu kadar doğal ışık
kullanmaya gayret eden bir tasarımla, çok efektif HVAC (ısıtma,
iklimlendirme ve havalandırma) sistemleri ile düşük VOC’li (volatile
organic compound – uçucu organik bileşik) boyalar, alternatif bina
malzemeleri, döşemeler ve mobilyalar kullanmaya gayret etmek ve böylece
binanın iç hava kalitesini yükseltmek. Çevre dostu binalar inşa
edilirken, en baştan yalıtıma ve enerji verimli tasarıma daha fazla
yatırım yapılıyor ve hatırı sayılır miktarlarda enerji tasarrufu
sağlanıyor.
Bu binalar genellikle çatılarında fotovoltaik panel sistemleri olan,
ışığa göre kendini ayarlayabilen camlarıyla doğal ışıkla aydınlanabilmek
için tasarlanmış binalar oluyor.
Gelecekte muhtemelen bu tür binaların tasarım prensipleri ile yapılmış,
enerji tasarrufu sağlayan evlerin sayısında bir artış göreceğiz.
Bahçesindeki ağaçlar ve bitkiler az su kullanan cinslerden seçilmiş ve
yerlerde kullanılan betonun dahi inşaat artıklarından yapıldığı binalar
söz konusu.
Çevre dostu bina teknolojileri enerjinin korunmasına hatta üretilmesine
olanak tanıyor. Mesela şirketler ofislere harekete duyarlı sensorlar ve
kişisel havalandırmalar koyabiliyorlar. Bazı çevre dostu teknolojiler
ise alternatif teknolojilerle elektriği kendileri üretebiliyorlar.
Maliyete bakıldığında, çevre dostu çatı kullanmak ilk basta masraflı
olmasına rağmen daha az enerji kullanımına olanak vermesi, yağmur suyunu
iyi idare etmesi ve uzun vadede enerji faturalarını düşürmesi yüzünden
aslında daha avantajlı.
Yeşil binalar inşaat firmalarına ne gibi artı değerler katıyor?
Çevre dostu bina inşa etmenin daha kolay iş alabilme, daha rafine
müşteri ile çalışma gibi avantajları var. Firmalar artık çevreye ne
kadar zarar verdiğimizin farkında. Bu yüzden önceleri farklı olmak ve
duyarlılığı göstermek adına başlayan çevre dostu bina inşa etme
girişimi, artık özellikle Amerika’da hemen hemen bütün inşaat ve
mimarlık firmalarında doğal olarak tasarlanan ve hayata geçirilen
projeler olmaya başladı. Ayrıca hükümetler doğa dostu binaları
sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası olarak gördüğünden vergi
konusunda destek vermeye başladılar. 2005’te Amerika’da çıkan Enerji
Politikası ile ilgili bir dizi yasal önlemler alındı. Ayrıca işyerlerine
güneş ve jeotermal teknolojileri kullandıkları zaman %10’a yakın vergi
kredisi veriliyor. New York eyaleti çevre dostu bina inşa eden
işyerlerine vermek amacıyla 5 yıl için toplam $25 milyon ayırdı.
Çevre dostu bina inşa etmek daha maliyetli değil mi?
Bu binaların ilk yapım maliyeti standart binalardan biraz daha pahalıya
geliyor. Ama Amerika’da binanın uzun sureli operasyon maliyetini
hesapladığınızda bu binaların daha az maliyetli olduğunu ispat
edebilecek yüzlerce bina inşa edildi. Önden yapılan yatırımın %5–10
fazla olması yanıltıcı olabiliyor. Maliyete binanın ömrü ile orantılı
bakmak gerekiyor. Maliyetin artmaması için binanın daha tasarım
aşamasında çevre dostu olarak planlanması gerekiyor. Daha sonra parça
parça yapılan eklemeler maliyeti tabii ki artırıyor.
Türkiye'de doğaya dost yeşil binaların inşasına yönelik
çalışmalar var mı?
Çevreye dost yapılanma tarzı yıllardır hem dünyada hem Türkiye’de
uygulanan bir kavram. Ancak Türkiye’de bu standartlaşmadı. Bazı
mimarların konuştuğumuz kriterlerin hepsini olmasa da birçoğunu
uyguladıkları tasarımlar ve inşaatlar var. Diyarbakır’da Petrol ofisinin
hazırladığı Güneş Evi Eğitim ve Uygulama Parkı Projesi var. Hatta bu
konuda bir AB fonu bile aldılar. Projeyle güneş enerjisi günlük
kullanılabileceği gibi, enerji güneş pillerinden elektrik üretilecek.
Proje haziran ayı sonunda tamamlanacak. Tabii ülke genelinde yapılan bir
çalışma yok. Özellikle okul inşaatlarında mutlaka çevre dostu tasarım
fikri benimsenmeli.
Türkiye'de bu alana yönelik düzenlemeler var mı?
Türkiye’de Enerji Verimliliği yasa tasarısı yeniden düzenlendi ve
merkezi ısıtma sistemlerine yönelik düzenlemeler teşvik edici şekilde
ayarlandı. Tasarı hükümlerine göre, bütün yeni konutlara enerji kimlik
belgesi verilecek. Eski binalar da en geç 10 yıl içinde ısı kimlik
belgesi almak zorunda.
Birçok yasanın enerjinin korunmasını teşvik edecek ve yaptırım getirecek
şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir koda bağlı
olmadan tabii ki belediyelerde ve özel sektörde bu konuda bilinçli mimar
ve mühendislerin girişimleriyle, daha az elektrik kullanan ampuller,
çevre dostu malzemeler kullanılıyor ama yeterli değil. Mutlaka bu
konularda gönüllü yaptırım getirmeye yönelik sistematik çalışmalar
yapılmalı ve binalara buna göre sertifika verilmeli. Profesyoneller,
çeşitli ödüllerle teşvik edilmeli. Özellikle toplu alımları yapan
kişilerin çevre dostu ve az enerji harcayan ürünlerin alımına öncelik
vermesi bu konuda yeni bir pazar yaratacak.
İstanbul Belediyesi aynı zamanda 2006 Ağustos’ta imzalanan Clinton
Küresel Girişimi ve Amerikan Çevre Dostu Binalar Konseyi’nin bir
protokolüne 22 şehir ile aday. İstanbul Belediyesi’nin ayrıca çevre
konularında öncü çalışmalar yapan İstanbul Enerji adında da bir şirketi
var.
Kamuda ve özel sektörde konuyla ilgili bilincin geliştirilmesi
için ne tür çalışmaların gerçekleştirilmesi gerekiyor?
Öncelikle çevre dostu bina inşa etmenin doğruculuktan öte bir gereksinim
olduğunun anlatılması gerekiyor. Çevre dostu bina inşa etmek akıllı bir
iş kararı ve maliyet düşünen müşteri için ideal çözüm. Ayrıca bu
binaların içinde çalışanların verimliliğinin de arttığını ve bununda
maliyete transfer edilebileceğini göz ardı etmemek gerek. Bu arada
küresel ısınma her yönüyle dünyamızı bir felakete sürüklüyor.
Karbondioksit salınımlarını düşürme hedefi aslında her sektöre
konulmalı. Her sektörün elinden gelebildiğince küresel ısınmayı
yavaşlatma yönünde çalışmalar yapması gerek. İnşaat sektörü için çevre
dostu binalar kavramını yerleştirip uygulamaya geçirmek artık bir
mecburiyet. Hızla kamunun ve özel sektörün öncülük yapabilen
kuruluşlarının örnek binalar inşa etmeye başlaması gerekiyor.
Özellikle güneş enerjisinden yararlanan ve güneşten elektrik üreten
teknolojilerin geliştirilmesi için kamunun öncülük etmesi ve destekleme
politikaları geliştirmesi gerekiyor. Bu konuda girişimcilere destek
olması ve önden getireceği maliyeti azaltması açısından vergi
konularında teşvik getirilmeli. Var olan hukuksal alt yapının
eksikliklerinin tamamlanması ve enerji konusunda kamusal politikaların
geliştirilmesi gerek. Üzerinde yaşadığımız coğrafyada yılın 2400 saati
güneşli geçiyor. Bu anlamda çevreyi koruma konusunda en fazla girişimde
bulunabilecek ülkelerden biriyiz.
"Doğaya Dost Binalar Konseyi" ve kurmayı hedeflediğiniz dernek
hakkında bilgi verir misiniz? Derneğin hedefleri ne olacak?
Bu konsey 1999’da kurulan Dünya Doğa Dostu Binalar Konseyi altında
Türkiye’de kurulan bir dernek. Şu anda aralarında Avustralya, Brezilya,
Kanada, Hindistan, Japonya, Tayvan ve ABD’nin de bulunduğu 9 ülkede bu
konsey kuruldu. WGBC altında bu konseyler canla başla çalışıyor. Konsey
öncelikle Çevre Dostu tasarım ve İnşaat konusunda lobi yapacak.
Bilgilendirme faaliyetlerinde bulunacak. Yeterince ilgi gördüğünde
Enerji ve Çevre Tasarımında Liderlik Sertifikası oluşturup, binaların
tıpkı deprem koduna uyduğu gibi çevre dostu olabilme koduna uyması için
teşvik edecek. Bu tabii daha uzun soluklu bir çalışma. Clinton Vakfı ile
Amerikan Çevre Dostu Binalar konseyinin imzaladığı protokole göre zaten
dünyanın büyük şehirleri elini taşın altına koymaya hazır. Konseyimizin
çalışmaları çevre dostu olma konusunda bilgilendirme yapacak ve
hedefimiz kamu kuruluşları ve özel sektörün yeni yapacağı binaları bu
prensiplere uygun yapmaya teşvik etmek. Ayrıca mesleki eğitim ve Çevre
ve Enerji Konusunda Liderlik Sertifikası çalışmaları olacak. Yani konsey
bir yeşil standart oluşturacak.
Sizin bu konuda ki tecrübeniz nedir?
Ben Amerikan Çevre Dostu Binalar Konseyi üyesiyim. ABD profesyonel
olarak çalıştığım 10 senede aktif olarak çalışmalarına katıldım. Los
Angeles da yöneticiliğini yaptığım bir inşaat projesi Amerikan Çevre
Dostu Binalar Konseyi’nden en yüksek ödül olan PLATINUM sertifikası ile
ödüllendirildi. Bu projeyi öncelikle kar amacı gütmeyen bir kuruluşa
yaptığımızdan maliyet kontrolü en öncelikli konuydu. Sanırım bu konuda
yapılan en komplike projelerden biriydi. Bu projelerin hakkıyla
yapıldığında çok kolay olmadığını; sabır ve çeşitli disiplilerden gelen
profesyonellerin uyum içinde birlikte çalışmalarını gerektiren projeler
olduğunu belirtmeliyim. Proje hedefi ilk günden belirlenmiş ve
bağışçılara Platin Sertifikalı bina yapılacak sözü verilmişti. İnşaat
sırasında özellikle Los Angeles Belediyesi’nin bir takım teknolojilere
ilk kez ruhsat vermesi gerektiğinden ve bu konuda çok hassas
davrandıklarından oldukça zorlandık. Zaman zaman Altın ya da Gümüş
kriterinde kalabileceğimizi düşündük ama sonunda başardık. Projelerin
başarısı daha planlama aşamasında çevre dostu tasarımı anlayan mimar,
mühendis, müteahhit ve danışmanlar ekibinden kurulu olmasında yatıyor.
Ancak bu ekibin konuya yabancı olanların çıkaracağı zorluklara ve
dirence karşı mücadele hazır olması gerekiyor.
Projeye Hindistan Çevre Dostu Binalar Konseyi’nden bir ekip gelmiş ve
neyi nasıl yaptığımızı yerinde görmek için bizimle vakit geçirmişlerdi.
Orada gözlemlediğim Çevre Dostu Binaların dünya inşaat sektörünü
küçülttüğü. Bunu iyi anlamda söylüyorum. Kendimi bir anda Hindistan,
Avustralya, İngiltere’de aynı konuda çalışan proje yöneticileri ile
yazışırken bulmam bunun en iyi kanıtıydı. Bu konsey sayesinde dünyada bu
ise gönül vermiş birçok profesyonel de biraz daha yakınlaşacak, birlikte
projelere imza atma şansı yakalayacak ve hızla büyüyen çevre sorunlarına
olması gerektiği gibi el ele vererek ve birbirlerinin tecrübelerinden
faydalanarak çözüm arayacak.