|
İhtiyaç ve Potansiyeller
|
|
| Müşterilerimize yönelik
raporlarımızla araştırma raporlarımızın hazırlanmasında bazı farklar var.
Piyasaya sunulacak olan bilgilerin araştırmaları “research” departmanımız
tarafından gerçekleştiriliyor. |
|
|
Bu departman DTZ’in farklı
ülkelerdeki her şubesinde ayrı bir takım olarak çalışıyor ve piyasadaki
trendler hakkında verilerin toplanmasıyla bunların yorumlanmasını
üstleniyor. Müşterilerimiz için hazırladığımız raporlar ise kurum ve
kişilerle ilgili yapılan detaylı araştırmalar sonucunda ortaya çıkıyor.
Research departmanında, ticari gayrimenkul yönetici ve geliştiricilerden
toplanan arz ve talep verileriyle altı ayda veya senede bir güncellenen
raporlar hazırlanıyor. Bu çalışmada yabancı kaynakların kullanımı pek
tercih edilmiyor. Bunun sebebi, bu kaynakların da Türkiye’den alınmış
verilerden oluşması ve hemen hemen aynı içeriğe sahip olması.
Pazarda sağlıklı verilere ulaşımın geliştirilmesi için ne tür
çalışmalar yapılmalı? Hangi kurumlar devreye girmeli?
Bireysel yatırımcıların ağırlıklı olduğu piyasalar kişisel servet ve
çıkarlar doğrultusunda ilerlediği için verileri elde etmek zorlaşıyor.
Ancak halka açık, şeffaf verilere sahip olması gereken kurumsal
yatırımcıların oranı arttıkça iş kolaylaşıyor. Kurumsal yatırımcı ve
geliştiriciler piyasada ağırlık kazandığı zaman sistem daha hızlı bir
şekilde işleyebilecek. Ancak bunun için biraz daha beklememiz gerekiyor.
Kurumsal yatırımcıların artmasıyla piyasaların şeffaflaşmasını
beklerken, veri eksikliğinden dolayı pazardan uzaklaşan yatırımcılar da
olmuyor mu?
Kurumsal yatırımcılar fırsat ve trendleri takip ediyor. Bu nedenle
sektördeki hemen hemen hiçbir daveti reddetmiyorlar. Bahsettiğimiz
şeffaflık karar alma mekanizmalarından ziyade bakış açılarını
etkileyebilir.
8 – 10 Ekim’de ziyaret ettiğiniz Almanya’da düzenlenen Expo
Real’de ne tür izlenimler edindiniz?
Expo Real’in, rakibi olan Mipim ile kıyaslandığında, çok hızlı bir şekilde
büyüyen bir fuar olduğu görülüyor. MIPIM’in 17 – 18 senede ulaştığı
rakamlara Expo Real çok daha kısa sürede ulaştı. Şu anda katılımcı sayısı
olarak da aynı seviyede bulunuyorlar. Aradaki tek fark, Expo Real’de Alman
firmalarının ağırlığının hissediliyor olması. İnsanların beklentilerine
göz attığımızda ise, daha çok network sağlamak amacıyla gelindiğini,
şirketlerin yüksek masraflı davetlerle sağlanan tanıtıma çok fazla
yönelmediğini, stantlarla yetindiğini görüyoruz. MIPIM’de ise bunun
aksine, davetler düzenleyen ve masraftan kaçınmayan firmalar karşımıza
çıkıyor. Aradaki bu fark Expo Real’i fuar niteliğine daha yakın tutuyor.
Bu tür etkinliklerde Türkiye yeterli derecede tanıtılıyor mu?
Fuarlara bir defa katılmak yeterli olmaz. Özellikle kamu kurumları ve
belediyelerin bu fuarlara düzenli katılım göstermesi gerekiyor. 2005
yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi çok büyük bir bütçeyle MIPIM’de
davet ana sponsoru ve açılış sorumlusu olarak yer aldı. İkinci ve üçüncü
senelerde ise katılım göstermedi. Oysa önemli olan düzenli katılım
gösterip büyüyerek bu etkinliklerde bulunmaktır. Özellikle yerel
yönetimlerin bunu rahatlıkla yapabilecek ekonomik güce sahip olduğunu
unutmayalım. Bu fuarlarda yapılacak tanıtımların orta ve uzun vadede
yatırıma dönüşmesi halinde sağlayacağı iş olanaklarının yaratacağı
faydayı, hiç bir yerel yöneticinin göz ardı etmeyeceği kanısındayım.
İTÜ bünyesindeki Gayrimenkul Geliştirme Yüksek Lisans Programı
kapsamında dersler veriyorsunuz. Akademik çalışmaların sektöre katkısını
nasıl özetliyorsunuz?
Gayrimenkul geliştirme tek bir disiplinden oluşmuyor. İTÜ’deki Gayrimenkul
Geliştirme Yüksek Lisans Programı (GGP) bu anlamda önemli ve yararlı bir
program. Ben diğer üniversitelerde de; özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir
gibi büyük şehirlerde benzeri programların açılması taraftarıyım. Çünkü
sektörün ihtiyacı olan yetişmiş eleman sayısının azlığının telafi
edilmesinin tek yolu eğitimi hızlandırmaktan geçiyor. Sektörden gelen
talep, zaman içinde bu tür programlarının sayısını artmasına neden
olacaktır; ancak akademisyen ve üniversiteler de bu doğrultuda inisiyatif
sergilemeli. Şahsen, gayrimenkul ağırlıklı bir MBA, hatta executive MBA
programlarının çok ilgi göreceği kanısındayım.
Akademik alanda bu gelişmelerin gerçekleşmesi durumunda, sektör
mezun olan öğrenci kapasitesini kaldırabilecek kadar geniş mi?
Fazlasıyla. Sektörde şu anda eğitimli işgücüne yönelik yüksek bir talep
bulunuyor. Özellikle büyük şehirlerde açılacak olan bölümlerden mezun
olanların kesinlikle önemli pozisyonlara gelebileceği kanısındayım. Ancak
her alanda olduğu gibi gayrimenkul sektöründe de yabancı dilin, özellikle
iyi derecede İngilizce bilmenin çok önemli olduğu unutulmamalı.
Sektörün gelişimine yönelik değerlendirmelerinizi öğrenebilir
miyiz?
Ülkemizde, özellikle ticari gayrimenkul alanında yatırım kalitesi
açısından yeterince ürün bulunmadığından önümüzdeki 4–5 yılı “geliştirme
pazarı” olarak görebiliriz. Kurumsal seviyede büyük ölçekli “yatırımcı
pazarının” ise ancak bu aşamadan sonra ortaya çıkacağı, yıllık işlem
miktarlarının ülke ekonomisi içinde büyük oranlara ulaşacağını
söyleyebiliriz.
Yakın zamanda firmamız da dahil olmak üzere yabancı merkezli gayrimenkul
danışmanlık şirketlerinin daha hızlı büyüyeceğini gözlemliyoruz. Kurumsal
oyuncuların artışı, gayrimenkul danışma firmalarının büyümesini
tetikliyor. Eminim ki yerli firmalar da bu eğilime katılacaktır.
Gayrimenkul danışmanlığı alanındaki sorunların başında, yerli-yabancı
rekabetinden ziyade, gayrimenkul danışmanlığının uzman firmalar dışında,
yeterli derecede bilgi ve beceriye sahip olmayan bireyler tarafından
gerçekleştirilmesi geliyor. Sektörün sağlıklı ve hızlı gelişebilmesi için
arsa sahipleri, yatırımcılar ve geliştiricilerin, gayrimenkul
danışmanlarını sektörün değişmez oyuncuları olarak tanıması ve verecekleri
hizmetlerle kendilerine sağlayacağı yararların bilincine varması
gerekiyor. |
|
|
|
|
|
|
|